10 Eylül 2010, 22:09:43 *
Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
Duyurular:
24 SAAT MUZİK+ CHAT Kahve Molasi Net in BÜTÜN ÇOCUKLARI ORADA SİZİDE BEKLİYORUZ. RADYOMUZU TIKLAYIP SEVDİKLERİNİZE ŞARKILAR HEDİYE EDİNİZ.

RADYOYU TIKLA

SİTEMİZDE Kİ BAZI FORUM KONULARI SADECE ÜYELERİMİZ TARAFINDAN GÖRÜLEBİLİR. ZİYARETÇİLERE KAPATILMIŞTIR. LÜTFEN ÜYE ŞİFRENİZİ GİRİNİZ
 
   Forum Ana Sayfa   Yardım Oyun Son Konular Google Etiketleri Giriş Yap Kayıt  

 Duyurular
24 SAAT MUZİK+ CHAT Kahve Molasi Net in BÜTÜN ÇOCUKLARI ORADA SİZİDE BEKLİYORUZ. RADYOMUZU TIKLAYIP SEVDİKLERİNİZE ŞARKILAR HEDİYE EDİNİZ.

RADYOYU TIKLA

SİTEMİZDE Kİ BAZI FORUM KONULARI SADECE ÜYELERİMİZ TARAFINDAN GÖRÜLEBİLİR. ZİYARETÇİLERE KAPATILMIŞTIR. LÜTFEN ÜYE ŞİFRENİZİ GİRİNİZ
Sayfa: 1 [2] 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: YAŞANMIŞ VE YAŞANILASI ÖYKÜLER  (Okunma Sayısı 730 defa)
 
0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Angelirx
Kahve Molası Yazarı
*****

Puan: 516
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2406


Bende ne Gözlemliyorsan,Osenin Özündeki Görüntüdür

Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #15 : 18 Mart 2008, 14:46:03 »

 



AŞK ve DELİLİĞİN HİKAYESİ 


Bir gün Delilik yakın dostlarnı kahve içmek üzere evine davet etmiş. Herkes gelmiş.
Kahveler içildikten sonra Delilik dostlarina saklambaç oynamayı önermiş.

- Saklambaç mı? O da nedir? diye sormuş Merak.
- Saklambaç bir oyundur. Sizler saklanırken ben yüze kadar sayacağim. Saymayı bitirdiğimde ilk bulacağim kişi benden sonraki ebe olacakır. Korku ve Tembellik dışındakiler Delilik'in önerisini derhal kabul etmişler.

- 1..., 2..., 3... diye yüksek sesle saymaya baslamis Delilik.

Acelecilik, ilk bulduğu yere kendini ativermiş. Utangaçlık, her zamanki alışkanlığıyla bir ağacın gölgesine ilişmiş. Neşe, bahçenin orta yerine doğru yönelmiş. Hüzün, saklanacak yer bulamadığından ağlamaya koyulmuş. Kıskançlık, Başarının peşinden giderek yanıbaşındaki bir
kayanın ardına sığınmiş.
Delilik saymayı sürdürmüş...
Umutsuzluk, Delilik'in doksan dokuza geldiğini duyduğunda iyiden iyiye umutsuzluğa kapılmış.

- YÜZ ! diye haykırmış Delilik, "Saklanmayan ebedir, aramaya başlıyorum..."
İlk sobelenen Merak olmuş. Birinci kurbanın kim olacağını o kadar merak ediyormus ki, saklanmayı ihmal etmiş. Bahçe duvarına baktığinda, Delilik Kararsızlık'ı farketmiş; Üzerine tünemiş olduğu duvarın hangi tarafına saklanacağını düşünmekle meşgulmüş.

...Ve hemen ardından Neşeyi, Hüzünü, Utangaçlık'ı sobelemiş. Herkes yeniden biraraya geldiğinde Merak sormuş: "Aşk nerede? Hiç Aşkı gören oldu mu?" Delilik, Aşkı aramaya koyulmuş.
Dağlara çıkmış, nehirlerin yataklarına bakmış, ama Aşkı hiç bir yerde bulamamış.

Çaresiz arayışını sürdüren Delilik, bir gül ağacı ile karşilaşmış. Eline geçirdiği bir çalıyla ağacın dallarını, yapraklarını yoklamış. Aniden, tiz bir çığlıkla irkilmiş. Acıyla bağıran Aşk, diken batan gözünü tutuyormuş. Delilik ne yapacağını bilememiş. Özür dilemiş, yalvarmış yakarmış
Aşk'a kendisini affetmesi için. O kadar üzülmüş ki, bir daha hayat boyu yanından ayrılmayacağını bile vaadetmiş.
Acısı biraz dinen Aşk sonunda özürleri kabul etmiş.

O günden beri Aşkın gözü kördür ve Delilik hep yanı başındadır.
Logged



Angelirx
Kahve Molası Yazarı
*****

Puan: 516
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2406


Bende ne Gözlemliyorsan,Osenin Özündeki Görüntüdür

Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #16 : 26 Mart 2008, 15:27:21 »

Yeter ki Kap Kırılmasın   Grin

Bir hükümdarın pek çok cariyeleri vardı. İçlerinde pek güzel dilberler bulunmasına rağmen,
siyah bir cariyeye daha fazla alaka ve sevgi gösterirdi.

Diğerlerinin bunu çekemediğini fark eden padişah, bir gün kendilerine üzeri mücevheratla süsülü birer kristal bardak vermişti.

Manevi değeri yanında maddi kıymeti de pek yüksek olan bu bardakları ellerinde tutan cariyeler, hayranlıkla bakarlarken padişah: <
<
<
- Herkes elindeki bardağı yere vurup kırsın, demişti.

Güzel cariyeler hediyelerini sinelerine bastırarak: <
<
<
- Efendimizin bu kadar değerli bir hediyesini nasıl kırabiliriz! dediler. Siyah cariye ise padişahın emrini, hiç tereddüt etmeden ve vakit kaybetmeden derhal yerine getirdi.
Bardak yere çarpılmış ve param parça olmuştu.

 Padişah siyah cariyeye hitaben: <
<
<


Diğer cariyelerim bu kadar kıymetli bardağı kıramadıkları halde sen neden kırdın? dedi.
Siyah cariyenin verdiği cevap ise çok takdire şayandı:


- Bana efendimin kalbi lazım, kadehin ne kıymeti olabilir. Yeterk ki onun kalbi kırılmasın!


Hükümdar, bu cevabın içerisinde diğerlerine gereken dersi vermiş bulunuyordu.


Yüzü güze fakat özü çirkin bir kadın, kocasının kalbini kırmaya devam ettikçe,
kalbte açtığı yaraya güzellik olamaz.
Logged



KahveMolasi.Net
« Yanıtla #16 : 26 Mart 2008, 15:27:21 »

 Logged
Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #17 : 24 Haziran 2008, 18:11:38 »


Rüzgar hiç böyle sert esmemişti ve gece hiç bu kadar karanlık olmamıştı. Nedense içinde ateş sönmüyordu; onun “umut”tu adı.

Bir pencere açtı karanlığa ve içindekiyle aydınlattı. Karşısında beliren armağana yüreğinin en derin denizlerini, en kutsal dağlarını hemen bağışladı. O, onun olmuştu sonsuza dek. Öylesine beklemişti ki onu nasıl olmasındı, nasıl bu kadar aşkla bağlanmasındı?

Bazen güneş açtı, bazen fırtınalar koptu; o, hep sabretti. İnanmıştı ne yapsın, sevmişti işte, günahsızdı. Öyle anlar oldu ki kolları, bacakları ona fazla geldi. Haykırıp gökyüzüne değmek istiyordu.

Tutunduğu her taş düştü, yeşerttiği çiçekler kurudu, kurutuldu. O, her güne yeni çiçekler ekti, gökyüzünü her gün yeniden bir başka maviye boyadı. Yine yine  sevilmedi.

Kaybedilen şeylerin değeri anlaşılır sonradan, denir. O, bunu çok iyi biliyordu. Elleri yetmedi, yüreğini çıkarıp tutundu, o da yetmedi, küçük yüreğinde sadece O vardı; o da sevgiye inanmadığı için tutanamazdı ve umut, düştü düştü, parça parça oldu. ( devam edecek) (N K)
« Son Düzenleme: 01 Ağustos 2010, 20:52:57 Gönderen: Pelin.sel » Logged

Angelirx
Kahve Molası Yazarı
*****

Puan: 516
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 2406


Bende ne Gözlemliyorsan,Osenin Özündeki Görüntüdür

Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #18 : 25 Haziran 2008, 10:02:55 »



alkol bazlı geçirilen dezenfekte gecelerde, şahsıma münhasır paslı bir kederi sus payı veriyorum kendime, susuyorum...

nasıl bir fiyaskodur bu mahcubiyeti çöreklenmiş yüzüme, tenimde teninin izi, aklım müdavim gözlerine,
dilimde hani mişli bir eski zaman türküsü, kendimi paralayıp harcıyorum alabildiğine...

bugünlerde ben düş ithal ediyorum boş vakitlerimde, gözlerime tahrip gücü yüksek suretin üşüşüyor yüzümün yamacında ezik bir tebessüm, ellerin ellerimde, tenimde birinci dereceden bir yanık ve bir yara içimde;
yirmi dört saat açık...

*?*



elcibey
Logged



Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #19 : 17 Ağustos 2008, 09:35:42 »


İnanmıyordu işte, ne yapsa da inanmıyordu! Çoktan emilmişti ondan sevgi, çoktan çürütülmüştü güven duygusu. Şimdi buncası verilse de.... Çok zordu içindeki karanlığı aydın kılmak ve "Gel!" demek, çok zordu... Yüreğinde uyanan sevgi mi yoksa karşısındakinin tükenmez inadı mı bilinmez, ayrıldılar işte... karanlık bu kez her iki kıyıda kol geziyor ve sevgi ne yazık ki ihanete zor direniyordu.........(devam edecek...)( N K )



« Son Düzenleme: 01 Ağustos 2010, 20:58:36 Gönderen: Pelin.sel » Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #20 : 06 Ocak 2009, 00:31:34 »


Kabağın Sahibi Vardır Elbet!

Vaktiyle bir derviş, nefisle mücadele makamının sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak, varlıktan vazgeçecektir.Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir. Her türlü görünür süslerden arınması gereklidir..

Saç, sakal, bıyık, kas, ne varsa hepsinden. Derviş, usule uygun hareket eder, soluğu berberde alır.
- Vur usturayı berber efendi, der.

Berber dervişin saçlarını kazımaya baslar. Derviş aynada kendini takip etmektedir. Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır. Berber tam diğer tarafa usturayı vuracakken, yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı girer içeri.Doğruca dervişin yanına gider, başının kazınmış kısmına okkalı bir tokat atarak:
- Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım, diye kükrer.

Dervişlik bu... Sövene dilsiz, vurana elsiz gerek. Kaideyi bozmaz derviş.Ses çıkarmaz, usulca kalkar yerinden. Berber mahcup, fakat korkmuştur. Ses çıkaramaz.

Kabadayı koltuğa oturur, berber tıraşa baslar.Fakat küstah kabadayı tıraş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder:
-Kabak aşağı, kabak yukarı.'

Nihayet tıraş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanmış bir at arabası yokuştan aşağı hızla üzerine gelir.

Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır. Derken, iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş uzun sivri demir karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır, kalır.Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.

Berber ise şaşkın, bir manzaraya, bir dervişe bakar, gayri ihtiyarî sorar:
- Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?

Derviş mahzun, düşünceli cevap verir:
- Vallahi gücenmedim ona. Hakkımı da helal etmiştim. Gel gör ki kabağın bir sahibi var. O gücenmiş olmalı!

Hikâye böyle...

Ama hayat da böyle...

Ensemize, kafamıza vurup vurup dalga geçen sahte kabadayıların, kabağın da bir sahibi olduğunu, bu sahibin de en affetmeyeceği şeyin kibir ve kul hakkı yemek olduğunu unutmaya başlayanlar, koltuklarına, makamlarına, rantlarına yapışanlar anlayacaklardır ...

Gününüz , ömrünüz güzel olsun

« Son Düzenleme: 06 Ocak 2009, 00:33:10 Gönderen: Pelin.sel » Logged

KahveMolasi.Net
« Yanıtla #20 : 06 Ocak 2009, 00:31:34 »

 Logged
Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #21 : 03 Şubat 2009, 20:51:21 »



Bir kızılderili hikayesi


Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu.

Onlara dedi ki:
 
“İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında.

Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil
ediyor.

Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliğ i, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.
Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde.”

Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve içlerinden biri, "Hangi kurt kazanacak?" diye sordu.

Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı "BESLEDİĞİNİZ


Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #22 : 13 Mart 2009, 23:11:45 »



BENİM ÇOCUKLUĞUMDA

Benim çocukluğumda annelerimiz çalışmazdı. Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
Hatta babanım bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi,hep evdeydi. Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.

En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı. Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani. Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık. Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
     
Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi. Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık. Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
     
Mahallemizdeki teyzeler annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik. Ya da pencereden bir sürahi bir bardak uzatır, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik. Kısacacı evine girip gelen ( ki sadece çişi gelen giderdi evine ) elinde mutlaka yiyecekle dönerdi. Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi. Bu bazen bir kurabiye bazen bir meyve olurdu.

Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın üstüne koyar oyun bitince geri alırdık. Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi. Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştılırdık. Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı. Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir bilmezdik bile, asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker, hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık. Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık. Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık. Azar işitip, acillere taşınmazdık. Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik. Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.

Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim. Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki. Komşumu tanımıyorum ama evinin camında,temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum. Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
     
Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ; bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri Evlerimiz var içinde yaşayan yok. Parklarımız var içinde oynayan çocuk yok. Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
     
Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

Tahta iskemlelerimiz de oturan yaşlılarımız, onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
     
Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir. Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp, taksidini bitiremediği arabanın anahtarını, hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana. Benim değildir bu kültür. Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder.
     
Nedir bunlar?
     
Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
     
Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
     
İyi de neden böyle olduk ?
     
Biz mi istemiştik?
     
Her toplum haketiği gibi yönetilir derler ya,hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ? Kural
(alıntı)
Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #23 : 26 Mart 2009, 15:48:43 »


İYİ GÜNLER


Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden sağ kurtulan  adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.
 
Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…
 
Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.
 
Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.
 
Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.
 
Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!
Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;
"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"
 Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:
 
"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"

..............

Canımızı sıkan, göz yaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.
 
Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında…
Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek…

Logged

KahveMolasi.Net
« Yanıtla #23 : 26 Mart 2009, 15:48:43 »

 Logged
Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #24 : 24 Mayıs 2009, 16:00:28 »


Karanlık, dar sokaklardaki ayıklanmış nice yalnızlıklar arasında sıkışmış  ve unutulmuş  olanlardandı. Onun da yıllar öncesine gömdüğü düşleri vardı. Zaman zaman hortlar ve onu korkuturdu. Yok yere yapılan  bu iç hesaplaşmalar aslında hiçbir zaman sonuç vermezdi. İşte mutsuzdu, olan bu…

Bir sabah mavi bir güneşe uyandı.Belki yeni bir soluktur, diye düşündü. Heyecanladı,  sanki uzun zaman sonra yeniden su  verilmiş canlanan bir çiçekti. Önce kökleri, sonra dalları ve yaprakları bu yeni hayatı    emmeye ve sindirmeye başladılar.Bir şeyler oluyordu ama ne? Neydi en kuytu köşelere dek onu alıkoyan, neydi bu yeni olan hayat ışığı?
………….
Bir bavula sığdırdı düşlerini, dünden ayıkladıklarını ve yarına götürebileceklerini… Biletsiz, bir o kadar da korkusuz yola çıktı. Beyinde onu caydırmaya çalışan çelişkiler yüreğinde filizlenene nasıl dur diyebilirdi?

Ah aşk! Ne müthiş bir şeysin sen! Ne çok yalnızlıklar kovalıyorsun, ne çok yalnızlıklar çoğaltıyorsun! Aşk, sen nasıl bir şeysin ki bir anda bir damlayı okyanusa çevirebiliyorsun...

( devam edecek)

« Son Düzenleme: 24 Mayıs 2009, 16:01:39 Gönderen: Pelin.sel » Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #25 : 30 Haziran 2009, 14:20:02 »



Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, ! hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcağız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl y ardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını sağlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir! ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmasını sağlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeğine binip yola koyulmuş.
Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağım ki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de! onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
Gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeğin çıkarabileceği sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisin! i şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İ şte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileğiyle.......


Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla,
Yaşlanmak hoş değil, duvarlara baka baka.
Bir dost göz arayışıyla,
Saat tıkırtısıyla...
Korkmam geçinip gideriz biz mutlulukla,
Ama;
''Günün aydın, akşamın iyi olsun'' diyen biri olmalı.
Bir telefon çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

CAN YÜCEL


Gözler arasındaki ilişkiyi biliyor musun? Onlar birlikte göz kırparlar, birlikte ağlarlar, her şeyi birlikte görürler ve birlikte uyurlar. Buna rağmen asla birbirlerini görmezler. Arkadaşlık ve sevgi bunun gibi olmalı. Arkadaşsız ve sevgisiz hayat, cehennem gibidir.
İkisinden de yoksun kalmamanız dileğimle...
Sevgile.....
« Son Düzenleme: 30 Haziran 2009, 14:22:27 Gönderen: Pelin.sel » Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #26 : 18 Ekim 2009, 08:08:47 »

Zamanın birinde iki tane kız kardeş varmış, nasıl akıllılarmış anlatamam.Etrafındaki ve okuldaki tüm bilgi onlara yetmez olmuş.

Bir gün anneleri onları dağdaki bilge adama götürmeye karar vermiş. Kızlar,bilge adamla karşılaşınca ona sorular sormaya başlamışlar. Bilge adam bütün soruları doğru cevaplamış: kızlar çok sevinmişler ve annelerinden eğitimleri için bir süreliğine izin isteyerek bilge adamın yanında kalmışlar.

Sordukları soruların hepsinin cevabı doğruymuş. Bir süre çok mutlu olmuşlar: ama sonra sıkılmaya başlamışlar, "Bilgenin bilemeyeceğ bir soru bulmamız lazım" diye düşünmüşler. Kızlardan biri bir gün" Buldum! " diye
sevinmiş."

İki elimin arasında bir kelebek koyacağım ve bilge adama soracağım "Avucumun içinde bir kelebek var. Canlı mı, ölü mü? " " Ölü" derse kelebeği bırakacağım. canlı derse avucumu hafifçe bastıracağım.Her ne derse cevabı bilemeyecek.

Kızlardan birisi kapalı tuttuğu ellerini bilgeye doğru uzatmış.(Şimdi lütfen siz de yapın. Avuçlarınız birbirine bakacak şekilde ellerinizi birleştirin ve uzatın. Ben açın deyinceye kadar da açmayın). Ve sormuş:
"Avucumun içinde bir kelebek var: canlı mı, ölü mü?

Bilge adam cevap vermeden önce uzun süre kızın gözlerine bakmış, bakmış ve cevaplamış:

"Senin ellerinde kızım. Senin ellerinde........."

Şimdi bakın hayatınıza ve mutluluğunuza.. Nerede mi? Açın avucunuzu..

Sizin ellerinizde: Tam avucunuzun içinde .

Bir Portekiz atasözü der ki: "Yaşadıkça yaşlanmazsınız, yaşamadıkça yaşlanırsınız."
Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #27 : 02 Şubat 2010, 22:59:22 »


MASAL
Masal bu ya, dünyadaki her türlü kötülüğün sorumlusu olarak gösterilen şeytan, üstüne yüklenen bu ağır suçlamadan bıkmış, Bir gün bir fırsat yaratayım da insanlar ne kadar iyiliksever olduğumu anlasınlar demiş.

Günlerden bir gün şeytanın yolu bir köye düşmüş. Keyfi yerinde olan şeytan, sırtını bir ağaca dayamış ve buzağısı kazığa bağlı olan ineği sağan genç bir kadını uzaktan izlemeye başlamış.
Şeytan, kadını epeyce izledikten sonra yerinden kalkıp kazığa bağlı buzağının ipini biraz gevşetmiş. Buzağı bu, az ötede annesinin sütünün kovaya sağılmasını aç karnına izlemeye daha fazla dayanamamış. Buzağı yerinde debelendikçe boynundaki ip biraz daha gevşemiş ve sonunda yular hepten çözülmüş.
Koşarak annesini emmeye giden buzağı, süt kovasına çarpmış ve bütün sütler yere dökülmüş.
Sağdığı süt ziyan olunca siniri tepesine çıkan genç kadın, eline geçirdiği odunu buzağının kafasına vurmasıyla yavru kan içinde yere yıkılmış. Yavrusuna saldırılmasına kayıtsız kalmayan inek bir tekmede kadını yere serip öldürmüş.
Uzaktan geçmekte olan kadının kayınpederi, ineğin gelinini öldürdüğünü görüp, elindeki tüfekle ateş ederek ineği öldürmüş.
Silah sesini duyan koca koşup gelmiş. Karısını yerde cansız yatar, babasını da elinde tüfekle görünce, belinden silahını çekip, tek atışta babasını öldürmüş.
Kısa bir süre sonra gerçeği öğrenen genç adam bu kadar acıya dayanamayacağını düşünüp, bir kurşun da kendi kafasına sıkarak canına kıymış.
Bütün bu olayları bir kenardan izleyen şeytan, Bu felaketi de bana yüklerler. Buzağının ipini gevşetmekten başka ben ne yaptım şimdi demiş.
Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #28 : 05 Şubat 2010, 10:38:11 »




İmparatorun Dersi

Bir zamanlar, Uzak Doğu''da, artık yaşlandığını ve yerine geçecek birini seçmesi gerektiğini düşünen bir imparator varmış.Yardımcılarından ya da çocuklarından birini seçmek yerine; kendi yerine geçecek kişiyi değişik bir yolla seçmeye karar vermiş.Bir gün, ülkesindeki tüm gençleri çağırmış ve:

"Artık tahttan inip yeni bir imparator seçme vakti geldi. Sizlerden birini seçmeye karar verdim." demiş.
Gençler şaşırmışlar, ancak o sürdürmüş:
"Bugün hepinize birer tohum vereceğim. Bir tek tohum... Ama bu çok özel bir tohum. Evlerinize gidip onu ekmenizi, sulayıp büyütmenizi istiyorum. Tam bir yıl sonra büyüttüğünüz o tohumla buraya geleceksiniz. Sizi, yetiştirdiğiniz o tohuma göre değerlendirip, birinizi imparator seçeceğim. "
Saraya çağırılan gençlerin arasında Ling adında biri de varmış.O da diğerleri gibi tohumunu almış...
Evine gidip heyecanla olayı annesine anlatmış. Annesi bir saksı ve biraz toprak bulup, onun tohumu ekmesine yardım etmiş.
Sonra birlikte dikkatlice sulamışlar. Her gün sulayıp büyümesini bekliyorlarmış.Yeterince zaman geçtikten sonra diğer gençler tohumlarının ne kadar büyüdüğünü anlatırken, Ling hayal kırıklığı içinde, kendi tohumunda hiçbir değişiklik olmadığını görüyormuş.Üç hafta, dört hafta,beş hafta geçmiş...
Hâlâ hiçbir gelişmeyokmuş. Diğerleri yetişen bitkilerinden söz ederken Ling çok üzülüyormuş. İmparatorun onu beceriksiz sanmasından çokendişeleniyormuş. Arkadaşlarına da hiçbir şey diyemiyor, sabırla bekliyormuş.

Sonunda bir yıl bitmiş ve gençlerin yetiştirdikleri bitkileri imparatorun huzuruna götürecekleri gün gelip çatmış.Ling, annesine boş saksıyı götüremeyeceğini söyleyince, annesi ona cesaret verip saksısını götürüp dürüst bir şekilde olanları imparatora anlatmasını istemiş. Ling, pek istemese de, annesinin sözünü tutmuş ve boş saksıyla saraya gitmiş.

Saraya varınca arkadaşlarının yetiştirdiği bitkilerin güzellikleri karşısında şaşırmış.Sonra imparator gelmiş ve tüm gençleri selamlamış. Ling, arkalarda bir yerlere saklanmaya çalışıyormuş.

"Ne büyük bitkiler, çiçekler ve ağaçlar yetiştirmişsiniz. Bugün biriniz imparator olacak." demiş imparator.
Aniden arkada elinde boş saksısıyla Ling''i fark etmiş. Hemen muhafızlarına onu öne getirmelerini emretmiş. Ling çok korkmuş.
"Sanırım beceriksizliğimden dolayı beni öldürtecek."Ling öne geldiğinde imparator adını sormuş. "Adım Ling." demiş.

Diğer gençler gülüşüp onunla alay etmeye başlamışlar. İmparator onları susturmuş. Ling''e ve elindeki saksıya dikkatle bakıp kalabalığa doğru dönmüş.

"Yeni imparatorunuzu selamlayın. Adı Ling!" demiş.Ling inanamamış. Çünkü tohumunu yeşertememiş bile, nasıl imparator olurmuş?...
İmparator devam etmiş:
" Bir yıl önce burada herkese bir tohum verdim. Siz ekip, sulayıp bir yıl sonra getirecektiniz. Ama hepinize kaynamış tohum vermiştim. Asla büyüyemeyecek olan... Ling''in dışında herkes ağaçlar, bitkiler ve çiçekler getirdi; çünkü tohumun büyümediğini fark edince hepiniz onu bir başka tohumla değiştirdiniz. Sadece Ling içinde benim verdiğim tohum olan boş saksıyı getirme cesaret ve dürüstlüğünü gösterdi. Beklentisi gerçekleşmeyince umutsuzluğa kapılsa da, dürüstlüğünden vazgeçmedi...Onun için yeni imparatorunuz o olacak !"

EN SADE DOĞRULAR MI, yoksa RENGARENK YALANLAR MI?
Logged

Pelin.sel
Genel Forum Editörü
******

Puan: 172
Online Online

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 1003


Aktiflik
Deneyim
Seviye
 Stats
Durumum

Maskotum
« Yanıtla #29 : 25 Mayıs 2010, 18:49:38 »




Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi''nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler.
Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.
Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.
Mevlevi'nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır.
Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.
Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.
Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.
Büyük merakla, önce Mevlevi'ye sorar:
"Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?"
Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.
İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:
"Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz.  Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız."
Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi''ye döner:
"Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa?
Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?"
Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:
"Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.
Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz."
 
ÖZETLE:
Seveceksen öylece sev.
Ne kusursuz insan ara, ne de insanda kusur.
Birincisini zaten bulamazsın, ikincisinde ise, bulduğun her kusur, öğrendiğin her ayıp sahibini değil, seni çirkinleştirir. Her ikisi de seni mutsuz eder. Birincisini bulamadığın için, ikincisini ise bulduğun için mutsuz olursun...
 
Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler. [Mevlâna]
Yaşam paylaşmakla... Hayat sevince güzel...
Logged

Sayfa: 1 [2] 3   Yukarı git
  Yazdır  
Google Etiketleri

 
Gitmek istediğiniz yer:  


Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Çizgi Öyküler ♥ÖYKÜ HİKAYE VE YAZILAR canextra 2 158 Son Mesaj 08 Şubat 2008, 13:40:15
Gönderen: KahveMolası
YAŞANMIŞ İLGİNÇ OLAYLAR 'KOYUN DEDE' ♥KORKU-RUH-BİLİNMEYEN HAKANIMABI 0 172 Son Mesaj 01 Haziran 2008, 08:35:03
Gönderen: HAKANIMABI

KahveMolasi.Net Yönetimi ve Üye Grupları
Genel Sorumlu| Genel Forum Editörü| Kahve Molası Yazarı| Mola Radio DJ| Üye|

Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006, Simple Machines LLC | Sitemap
Bu Sayfa 0.816 Saniyede 31 Sorgu ile Oluşturuldu
Site analizi Flash oyunlar Resimli, süslü yazılar UzmanWeb.Net AdemTurk.com.tr

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it