Ana SayfaBen YAĞMUR › Bir zamanlar Oyuncaklarımız Vardı

Bir zamanlar Oyuncaklarımız Vardı

Bazı oyuncaklar, dünyanın her yanında çocukların sevgilisi olmayı sürdürüyorlar. Peki, oyuncaklar çocuksuluğunu yitirdi mi?

Çocukluğumuzda oyuncaklarımızı annemiz babamız, çoğunlukla da büyük babalarımız hazırlardı. Genellikle de büyükler çocuklar için kendi hayallerindeki oyuncağı yaparlardı. Babadan oğla kadar geçiş yapan bu oyuncakların eskimeyen bir yanı vardı.Topaç, Çember… Ve tabii ki bez bebekler. İki tahta arasında zıplayan cambazlar. Altına bilyelerin takıldığı, uzun sapından tutup bir ayağımızı koyup diğeriyle de ittirdiğimiz şimdikilerin kay kay dediği tahta oyuncaklarımız. Kızaklarımız ve rengârenk uçurtmalarımız.

Bugün hala Anadolu’nun, belki de çoğu yerlerinde çocuklar kendi yaptıkları oyuncaklarla oynuyorlar. Ağacı yontarak, telleri kıvrım kıvrım bükerek oyuncaklar üretiyorlar. Hiç umulmadık şeylere renk ve şekil veriyorlar. Küçücük su birikintileri okyanuslara, çam ağaçlarının gövdelerinden kopan kabuklar gemiye dönüşüyor… Bir tahta parçası, birkaç mandal, dereden topladığı renkli taşlar hayal dünyası içerisinde kimlik alıp bir kahraman oluşturabiliyor.

Çocukların hayalleri içinde bez bebeklerin konuştuğunu, yürüdüğünü, ağlayıp güldüğünü biliyoruz. Bugün, bütün bu hayaller gerçek oldu ve oyuncaklar çocuksuluğunu yitirdi. Çağın teknolojisiyle hareket eden, ses çıkartan oyuncaklar yüzünden hayal kuracak yanı da kalmadı. Oysa çocuklar, oyuncakların sadeliği, yalınlığı içinde ama hep gizemli yanlarıyla kalmasını istiyorlardı!
Uçurtma deyince insanın aklına ayaklarımızı yerden kesen çocukluğumuz geliyor.

Çocuklarımız bugün hasret ve şaşkınlık içinde suni oyun alanlarına kapılıp gidiyorlar.Artık oyuncağını eline almayan, bulduğu fırsatı bilgisayarında elektronik ortamda sanal olarak sürdüren çocuklarımız var. Çocuklarımızın yaratıcılıklarını köreltiyor, hazırcılığa itiyoruz.
Antik oyuncaklar müzelerde duruyor. Sanayi oyuncakları piyasayı kasıp kavuruyor. Büyüklerse büyüdükçe çoğalan ve gelişen oyuncak teknolojisi ne hayranlıkla geçmiş zaman içinde oynadıkları cimcözlere, tahta atlara, çembere, bez bebeğe ve topaça özlem duyuyorlar.

“Eski oyuncaklar ve eski insanlar yerlerinde kalmıyor, tarih oluyor…

N e kadar uğraşırsanız uğraşınız “eski”yi geri getirmek mümkün olmuyor. Piyasayı plastik ve elektronik oyuncaklar kuşatmış. Değişen bir hayat tarzı, değişen bir zihniyet var. Geleneksel olanla yeni olan arasında bocalayıp duruyoruz çoğu zaman. Oyuncaklarımız da öyle olmuş bir bakıma… Oyunun bir oyun olduğunu bilen çocuklar belki bizlerden daha ciddidirler.

Nur GÜDÜCÜ
1995